<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>sağlık, hastalık, tedavi, tüp bebek, lazer epilasyon, estetik, diyet, zayıflama &#187; Beslenme</title>
	<atom:link href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/beslenme/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.aidsdernegi.org</link>
	<description>sağlık, tüp bebek, lazer epilasyon, estetik, diyet, zayıflama</description>
	<lastBuildDate>Fri, 14 May 2010 18:34:00 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Bazı gıdaları beslenme planından çıkarırken&#8230;</title>
		<link>http://www.aidsdernegi.org/bazi-gidalari-beslenme-planindan-cikarirken/</link>
		<comments>http://www.aidsdernegi.org/bazi-gidalari-beslenme-planindan-cikarirken/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Feb 2010 19:40:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aidsdernegi.org/?p=1933</guid>
		<description><![CDATA[



 Bazı gıdaları beslenme planından çıkarırken&#8230;
Çocuğunuzda hassasiyete neden olan gıda maddelerini uzmanlar ve diyetisyenler tarafından hazırlanan diyetler yoluyla beslenme sisteminizden çıkarabilirsiniz. Gı­da hassasiyeti birkaç gıdaya bağlı olarak geliştiği gibi, oldukça çok sayıda gıda maddesine karşı da hassasiyet görülebilir. Öncelikle çocuğunuzda hassasiyet ya­rattığına emin olduğunuz süt ve buğday gibi gıda maddelerini beslenme progra­mınızdan çıkarmanızda fayda vardır.
Belirli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="float: left;margin: 4px;">[#2: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]</p> <p><strong>Bazı gıdaları <a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/beslenme/"title="beslenme" >beslenme</a> planından çıkarırken&#8230;</strong><br />
Çocuğunuzda hassasiyete neden olan gıda maddelerini uzmanlar ve <a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/diyet-fitnes-zayiflama-kilo-verme-sismanlik/"title="diyet" >diyet</a>isyenler tarafından hazırlanan diyetler yoluyla beslenme sisteminizden çıkarabilirsiniz. Gı­da hassasiyeti birkaç gıdaya bağlı olarak geliştiği gibi, oldukça çok sayıda gıda maddesine karşı da hassasiyet görülebilir. Öncelikle çocuğunuzda hassasiyet ya­rattığına emin olduğunuz süt ve buğday gibi gıda maddelerini beslenme progra­mınızdan çıkarmanızda fayda vardır.</p>
<p>Belirli bir gıda maddesini çocuğunuzun beslenme sisteminden çıkardıktan son­ra, çocuğunuzun genel <a href="http://www.aidsdernegi.org/"title="sağlık" >sağlık</a> durumunda herhangi bir değişiklik <a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/goz-sagligi-goz-hastaliklari-gozluk-lens-goz-ameliyati-lazer/"title="göz" >göz</a>lemlemiyorsanız, çıkardığınız bu gıdayı çocuğunuzun beslenme düzenine yeniden dahil edebilirsiniz.</p>
<p>Çocukların beslenme programında çeşitlilik çok önemlidir. Bu nedenle <a href="http://www.aidsdernegi.org/alerji/"title="" >alerji</a> yapabileceğini düşündüğünüz besinlerin hepsini bir anda çocuğunuzun beslen­me programından çıkarmayın. Örneğin, çocuğunuzun beslenme düzeninden süt ve sütlü ürünleri çıkarmayı düşünüyorsanız, protein kaynağı olan diğer besinleri aynı anda çıkarmayı denemeyin. Çocuğunuzun alerjik durumu için hazırlanan di­yetin en önemli özelliği kısa sürede etkisini gösterebiliyor olmasıdır.</p>
<p>Örneğin, be­lirli bir gıdayı alerji yapıyor düşüncesi ile çocuğunuzun <a title="beslenme" href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/beslenme/">beslenme</a> sisteminden çı­kardığınızda, çocuğunuzda görülen belirtilerin birkaç gün içinde geçmiş olması gerekmektedir. Çocuğunuzun beslenme programından alerjik olabileceği düşün­cesi ile çıkardığınız gıda maddesini bir hafta sonra yeniden dahil edin. Bu şekilde çocuğunuzun vücudunun bu gıda maddesine karşı gösterdiği reaksiyonu daha iyi değerlendirmiş olursunuz.</p>
<p>Tüketimine belirli bir müddet ara verilen bir gıda mad­desine yeniden başlayan bir çocuğun vücudunun bu gıdaya karşı gösterdiği tepki çok belirgin bir şekilde gözlemlenebilir. Bu tür reaksiyonlar bazı çocuklarda he­men etki gösterir ve hapşırma, kusma ve kızarma gibi belirtilerle sonuçlanır.</p>
<p>Bazı çocuklar kendilerinde hassasiyete neden olan gıdaların tüketimine devam edebilir. Genelde çok büyük rahatsızlıklara neden olmayan ve sadece hassasiyete neden olan bu gıdaların tüketimi belirli bir <a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/hastaliklar-ve-tedavileri/"title="hastalık" >hastalık</a>tan ya da <a href="http://www.<a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/aids/"title="AIDS" >aids</a>dernegi.org/antibiyotikler/&#8221;title=&#8221;antibiyotik&#8221; >antibiyotik</a> kullanı­mından sonra, çocuğunuz çok yorulduğunda ve efor sarf ettiğinde daha ciddi bir rahatsızlığa neden olabilir. Bu gibi durumlarda çocuğunuza hassasiyet gösterdiği yiyecekleri ikram etmemeniz daha uygun olacaktır.</p>
<p>Çocuğunuz iyileştikten ve ken­disini toparladıktan sonra bu tür gıdaları tüketmeye devam edebilir. Çocuğunuzun hassasiyet gösterdiği yiyecekleri beslenme düzeninin önemli bir parçası haline ge­tirmeyin. Çocuğunuz çok sevse de, bu yiyecekleri sınırlı miktarda tüketmesini sağ­layın. Bu şekilde daha ciddi sorunların görülme olasılığını önlemiş olursunuz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aidsdernegi.org/bazi-gidalari-beslenme-planindan-cikarirken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gıda İntoleransı</title>
		<link>http://www.aidsdernegi.org/gida-intoleransi/</link>
		<comments>http://www.aidsdernegi.org/gida-intoleransi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Feb 2010 19:33:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aidsdernegi.org/?p=1931</guid>
		<description><![CDATA[[#3: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code] Gıda intoleransı hususunda bilinmesi gereken gerçekler
■       Gıda intoleransının astım, migren, burun tıkanıklığı, egzama, hiperaktivite, irritabl bağır­sak sendromu ve iltihaplı bağırsak hastalığına neden olduğu ve bu hastalıkları daha cid­di bir hale getirdiği düşünülmektedir.
■       3 y]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gıda intoleransı hususunda bilinmesi gereken gerçekler</strong><br />
■       Gıda intoleransının astım, <a href="http://www.genelsaglikbilgileri.com/migren/">migren</a>, <a href="http://www.aidsdernegi.org/cocuklarda-burun-tikanikligi-tehlikeli/"title="" >burun tıkanıklığı</a>, egzama, hiperaktivite, irritabl bağır­sak sendromu ve iltihaplı bağırsak hastalığına neden olduğu ve bu <a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/hastaliklar-ve-tedavileri/"title="hastalıklar" >hastalıklar</a>ı daha cid­di bir hale getirdiği düşünülmektedir.</p>
<p>■       3 y<a href="http://www.<a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/aids/"title="AIDS" >aids</a>dernegi.org/asi-nedir/&#8221;title=&#8221;aşı&#8221; >aşı</a>n altındaki çocukların %6-10&#8242;u gıda intoieransı ile ilişkilendiriiebilecek belirtileri göster­mektedir. Çocukların yaşı büyüdükçe, bu belirtilerin birçoğu kendiliğinden kaybolmaktadır.</p>
<p>■       <a href="http://www.aidsdernegi.org/alerji/"title="" >Alerji</a> Araştırma Kurulu &#8220;iltihaplı bağırsak sendromu&#8221; yaşayan çocukların %50&#8217;sinin duru­munda, <a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/beslenme/"title="beslenme" >beslenme</a> sisteminde yapılan değişikliklerle fark edilir nitelikte düzelmeler görül­mekte olduğunu ifade etmektedir.</p>
<p>■       İltihaplı bağırsak hastalığını yaşayan çocukların %50&#8217;sinin durumunda belirli gıdaların tü­ketiminin sona ermesi ile birlikte düzelmeler görüldüğü tespit edilmiştir.</p>
<p>■       Gıda intoieransı yaşayan çocuklar 1-5 gıdaya karşı hassasiyet göstermektedir. Yaşlan ilerleyen bazı çocuklarda gıda intoieransı olduğu halde, bu durum teşhis edilememiştir. Bu çocuklarda yaklaşık 20-30 gıdaya karşı hassasiyetin olabileceği belirtilmektedir.</p>
<p>■       Surrey&#8217;de bulunan Çocuk Merkezi&#8217;nde dikkat eksikliği bozukluğu, migren ve iltihaplı ba­ğırsak sendromu gibi <a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/hastaliklar-ve-tedavileri/"title="hastalık" >hastalık</a>ların tedavisi için <a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/diyet-fitnes-zayiflama-kilo-verme-sismanlik/"title="diyet" >diyet</a> uygulanmaktadır. Uygulanan bu di­yette çocukların hassasiyet duyduğu yiyecekler beslenme düzenine dahil edilmemektedir.</p>
<p>■ Münih Çocuk Hastanesi&#8217;nde çalışan Nöroloji Profesörü Joseph Egger, dikkat eksikliği bo­zukluğu sorunu yaşayan çocukların beyinlerinde (çikolata, müsli ve sütlü gıdaların tüketi­minden sonra) gerçekleşen değişiklikleri göstermek amacıyla beyin haritası kullanmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aidsdernegi.org/gida-intoleransi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vejetaryen</title>
		<link>http://www.aidsdernegi.org/vejetaryen/</link>
		<comments>http://www.aidsdernegi.org/vejetaryen/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Feb 2010 13:20:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zeynep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aidsdernegi.org/?p=1869</guid>
		<description><![CDATA[Kesin bir bilgim yok. Eldeki bulgulara göre, vejetaryene yakın ya da vejetaryen bir diyet en iyisidir. Yaygın Çin -Cornell-Oxford Projesi’nde, katılımcılar hayvansal yiyecek tüketim­lerini haftada bire kadar azalttıkça, kanser oranlannda azal­manın devam ettiği gözlemlenmiştir. Bunun altındaki tüketim için yeterli veri yoktur. Bazı küçük araştırmalar, vejetaryen diyete balık eklenmesinin, büyük olasılıkla balıktan alman DHA yağı sayesinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kesin bir bilgim yok. Eldeki bulgulara göre, vejetaryene yakın ya da vejetaryen bir <a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/diyet-fitnes-zayiflama-kilo-verme-sismanlik/"title="diyet" >diyet</a> en iyisidir. Yaygın Çin -Cornell-Oxford Projesi’nde, katılımcılar hayvansal yiyecek tüketim­lerini haftada bire kadar azalttıkça, kanser oranlannda azal­manın devam ettiği <a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/goz-sagligi-goz-hastaliklari-gozluk-lens-goz-ameliyati-lazer/"title="göz" >göz</a>lemlenmiştir. Bunun altındaki tüketim için yeterli veri yoktur. Bazı küçük araştırmalar, vejetaryen diyete balık eklenmesinin, büyük olasılıkla balıktan alman DHA yağı sayesinde fayda sağladığım öne sürmektedir.” Büyük olasılıkla aynı fayda, sıkı bir vejetaryen diyette öğü­tülmüş keten tohumu ve ceviz gibi omega-3 içeren yemişlerin tüketilmesiyle de sağlanabilirdi. Balıkta bulunan DHA’dan faydalanmak, ama sıkı bir vejetaryen diyeti uygulamak isti­yorsanız, bitkilerden elde edilen DHA’yı kullanabilirsiniz.</p>
<p>Sıkı bir vejetaryen olsanız da olmasanız da, ideal <a href="http://www.aidsdernegi.org/"title="sağlık" >sağlık</a> ve kanser riskinin azalması için diyetiniz ağırlıklı olarak bitkisel olmalıdır. Vejetaryen ya da vegan bir diyet seçilen yiyeceklere bağlı olarak sağlıklı ya da sağlıksız olabilir, ama çoğu Ame­rikalının diyeti gibi çok fazla hayvansal ürün içeren bir diyet sağlıklı hale getirilemez. Bu ürünlerden vazgeçmek isteme­yenler, hayvansal ürünleri haftada 330 gr. ya da daha az bir miktarla sınırlandırmalıdırlar. Aksi halde, <a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/hastaliklar-ve-tedavileri/"title="hastalık" >hastalık</a> riski önemli derecede artar. Hastalarımın çoğu evde vegan yiyecekleri yemeyi, haftada bir dışarı çıktıklarında ise hayvansal ürün yemeyi seçiyorlar.<br />
<strong></p>
<p>Anahtar Kelimeler:</strong><br />
Vejeteryanlar ne yemelidir,yemekleri nasıl olmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aidsdernegi.org/vejetaryen/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tarım İlaçları ve Meyve, Sebze</title>
		<link>http://www.aidsdernegi.org/tarim-ilaclari-ve-meyve-sebze/</link>
		<comments>http://www.aidsdernegi.org/tarim-ilaclari-ve-meyve-sebze/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Feb 2010 13:02:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zeynep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[sebze]]></category>
		<category><![CDATA[tarım ilaçları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aidsdernegi.org/?p=1865</guid>
		<description><![CDATA[Meyve ve sebzelerde bulunan çok küçük miktarlardaki tarım ilaçlarını tüketmenin etkileri günümüzde bilinmemektedir. Berkeley Kaliforniya Üniversitesi’ndeki Çevresel Sağlık Bilimleri Merkezi Ulusal Enstitüsü yöneticisi Dr. Bruce Amas, kari­yerini bu soruya adamıştır ve bu çok küçük miktarların hiçbir riski olmadığına inanmaktadır.
O ve diğer bilim adamları bu görüşü desteklemektedirler, çünkü insanlar ve diğer hayvanlar doğal yiyeceklerin her lokmasıyla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Meyve ve sebzelerde bulunan çok küçük miktarlardaki tarım ilaçlarını tüketmenin etkileri günümüzde bilinmemektedir. Berkeley Kaliforniya Üniversitesi’ndeki Çevresel <a href="http://www.aidsdernegi.org/"title="sağlık" >Sağlık</a> Bilimleri Merkezi Ulusal Enstitüsü yöneticisi Dr. Bruce Amas, kari­yerini bu soruya adamıştır ve bu çok küçük miktarların hiçbir riski olmadığına inanmaktadır.</p>
<p>O ve diğer bilim adamları bu görüşü desteklemektedirler, çünkü insanlar ve diğer hayvanlar doğal yiyeceklerin her lokmasıyla doğal olarak meydana gelmiş bu toksinlere maruz kalmaktadırlar. Vücut normal olarak kendi ürettiği metabolik artıkları ve yiyeceklerde doğal olarak oluşan kanserojenleri olduğu gibi tarım ilaçlarını da parçalar ve her an bu zararlı maddeleri dışarı atar. Tüketilen potansiyel kanserojen kimya­salların yüzde 99,99′u bütün yiyeceklerde doğal olarak bulun­duğundan, sentetik olan yüzde 0,01′lik kısma maruziyetimizi azaltmak kanser oranlarını azaltmayacaktır.</p>
<p>Bu bilim adamları, insanların daha toksik olan ve yiyecek­ler üzerinde kalan azıcık tarım ilacı artığından daha yüksek dozlarda olan binlerce doğal kimyasalı tipik olarak sindirdi­ğini öne sürmektedirler. Dahası, sentetik kimyasalların kanse­rojen potansiyeli ile ilgili olarak hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar, yiyeceklerde bulunandan binlerce kat yüksek doz­lar kullanılarak yapılmaktadır. Dr. Ames, doğal olsun olmasın, bütün kimyasalların büyük bir yüzdesinin yüksek dozlarda potansiyel olarak toksik olduğunu (zehri oluşturan yüksek dozdur) ve ürünlerin üzerindeki az miktardaki kimyasal artık­ların, kansere yol açtığına dair bir kanıt olmadığını söylemek­tedir.</p>
<p>Diğerleri biraz riskin olabileceğine, ama bu riskin kanıtlan­masının zor olduğuna inanmaktadırlar. Bazı kimyasalların toksisitesinin, deneylerde kullanılandan fazla olduğu ve az doz­larda bile potansiyel olarak zararlı olduğu konusunda haklı bir çekince vardır. Hiçbir bilim adamı bu nedenle meyve ve sebze tüketimimizi azaltmamız gerektiğine inanmamaktadır, ama çoğu (ben dahil) yiyeceklerimizde bulunan multipl toksik ar­tıklara maruziyetimizi azaltmamızın akıllıca olacağını düşün­mektedir. Yiyeceklerde tarımsal artıkların çoğunu içeren ka­bukların soyulmasını kesinlikle savunuyorum. Ve elbette ki, yenmeden önce bütün sebze ve meyveler yıkanmalıdır.</p>
<p>Eğer tarım ilaçları ve kimyasal artıklar konusunda kaygı­lıysanız, süt ürünleri ve sığır eti gibi hayvansal ürünlerde en toksik tarım ilaçları artıkları bulunduğunu unutmayın. Sığırlar ve öküzler ilaçlı yemlerden çok miktarda yediklerinden, belli tarım ilaçları ve tehlikeli kimyasallar hayvansal ürünlerde yüksek oranlarda bulunur. Örneğin özellikle yağlı etlerde ve süt ürünlerinde bulunan dioksin, lenfoma da dahil olmak üzere insanlarda görülen birkaç kanserle ilişkilendirilen en güçlü toksinlerden biridir. <a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/diyet-fitnes-zayiflama-kilo-verme-sismanlik/"title="diyet" >Diyet</a>inizde temel olarak rafine edilme­miş bitkisel ürünleri kullanırsanız, otomatik olarak en tehlikeli kimyasallara maruz kalma olasılığını azaltmış olursunuz.</p>
<p><strong>ABD Yiyecek ve İlaç Kurumu’na (www.fda.gov) göre, en yüksekten en düşüğe doğru en kirlenmiş ürünler şunlardır:<br />
SIRA SKOR (200= EN TOKSIK)</strong></p>
<p><strong>1 çilek 189<br />
2 yeşil ve kırmızı taze biber 155<br />
3 ıspanak 155<br />
4 kiraz 154<br />
5 şeftali 150<br />
6 kantalup kavunu (küçük sulu kavun) 142<br />
7 kereviz 129<br />
8 elma 124<br />
9 kayısı 123<br />
10 yeşil fasülye 122<br />
11 üzüm 118<br />
12 hıyar 117</strong></p>
<p>Bu 12 yiyecek toplam tarım ilacı maruziyetimizin yarısın­dan fazlasına neden olur. Bunlar kaçınılması gereken ana yiye­ceklerdir (orijinal olarak yetiştirilmiş olanlar dışında).</p>
<p>Eğer mümkünse meyveleri soymak ve tarım ilacı kullanıl­madan yetiştirilenler hariç patates kabuklarını yememek man­tıklıdır. Organik olarak yetiştirilmemişlerse kıvırcık salata ve lahananın en dış kabuklarını atın; soyulamayan diğer yüzeyler sabun ve su ya da ticari sebze temizleyicileri ile yıkanabilir. Sade su ile yıkamak tarım ilacı artıklarının yüzde 25-50’sini temizler. Şahsen ben organik olmadıkça hiç çilek almıyorum çocuklarım genellikle doğal ürünler dükkanından alınmış dondurulmuş çilek yiyorlar.</p>
<p>Bugüne kadar yiyecek tüketiminin kanserle ilişkisi üzerine yapılan bütün çalışmalar, ne kadar çok meyve ve sebze yeni­lirse o kadar az kanser ve kalp hastalığı ile karşıl<a href="http://www.<a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/aids/"title="AIDS" >aids</a>dernegi.org/asi-nedir/&#8221;title=&#8221;aşı&#8221; >aşı</a>ldığını göstermektedir. Bütün bu araştırmalar, organik değil, sıradan yöntemlerle üretilen yiyecekleri yiyen insanlar üzerinde yapılmıştır. Bu yüzden açıkça görülüyor ki sıradan yöntem­lerle yetiştirilen ürünleri yemenin faydaları teorik risklerinden fazladır.</p>
<p><strong><br />
Anahtar Kelimeler:</strong><br />
Meyve ve sebze tüketimi,meyveler ve sebzeler bol suyla yıkanmalı,yıkanmayan besinler tüketilmemeli.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aidsdernegi.org/tarim-ilaclari-ve-meyve-sebze/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ekmek, Sebze veya Mısırların Üzerine Ne Süreceğiz?</title>
		<link>http://www.aidsdernegi.org/ekmek-sebze-veya-misirlarin-uzerine-ne-surecegiz/</link>
		<comments>http://www.aidsdernegi.org/ekmek-sebze-veya-misirlarin-uzerine-ne-surecegiz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Feb 2010 12:59:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zeynep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aidsdernegi.org/?p=1863</guid>
		<description><![CDATA[Tereyağı tehlikeli oranda doymuş yağ ile yüklüdür ve mar­garinlerde ise, kötü kolesterolü (LDL) yükselten trans yağları içeren hidrojenize yağlar vardır. Yağlar arasında araştırmacılar tereyağının en yüksek kolesterol seviyesine neden olduğunu ve margarin ve yağların değişik miktarlarının çeşitli zararlı etkilere neden olduğunu bulmuşlardır. Bu soruya en iyi cevap, hiçbir şey kullanmamak ya da üzerine yağlı bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tereyağı tehlikeli oranda doymuş yağ ile yüklüdür ve mar­garinlerde ise, kötü kolesterolü (LDL) yükselten trans yağları içeren hidrojenize yağlar vardır. Yağlar arasında araştırmacılar tereyağının en yüksek kolesterol seviyesine neden olduğunu ve margarin ve yağların değişik miktarlarının çeşitli zararlı etkilere neden olduğunu bulmuşlardır. Bu soruya en iyi cevap, hiçbir şey kullanmamak ya da üzerine yağlı bir şey sürmeden de lezzeti  harika olan tam tahıllı bir ekmek almaktır. Tereyağı tadını çok seviyorsanız, Butter Buds’ı deneyin ya da hidrojenize yağ içermeyen bir yağ kullanın. Hastalarımın çoğu ekmek üstüne yağ yerine, tuzsuz domates sosu, domates-salsa karışımı, avokado ya da mantar yahnisi sürmeyi seviyor. Elbette, hiç ekmek yemeyerek üzerine süreceğiniz yağlardan kurtulmak en iyisidir.</p>
<p><strong><br />
Anahtar Kelimeler:</strong><br />
Sebzenin faydaları,sebze yemekleri,sebze yemeklerinde nelere dikkat edilmeli.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aidsdernegi.org/ekmek-sebze-veya-misirlarin-uzerine-ne-surecegiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tuz Ne Kadar Yenmeli?</title>
		<link>http://www.aidsdernegi.org/tuz-ne-kadar-yenmeli/</link>
		<comments>http://www.aidsdernegi.org/tuz-ne-kadar-yenmeli/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Feb 2010 12:52:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zeynep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[tuz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aidsdernegi.org/?p=1861</guid>
		<description><![CDATA[Doğal yiyeceklerde bulunanlar dışında yiyeceklere fazladan tuz ekle­mek hastalığa yakalanma riskinizi artıracaktır. Tuz tüketimi, mide kanseri ve hipertansiyon ile ilişkilendirilmiştir. İdeal sağlık için hiçbir yiyeceğe tuz eklenmemesini tavsiye ediyo­rum. Ünlü DASH araştırması, Amerikalıların ihtiyaçları olan­dan beş-on kat fazla sodyum tükettiklerini ve bunun zaman içinde tansiyonu artırma etkisi bulunduğunu belirtmektedir. Şu anda tansiyonunuzun yüksek olmaması ileride [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Doğal yiyeceklerde bulunanlar dışında yiyeceklere fazladan tuz ekle­mek hastalığa yakalanma riskinizi artıracaktır. Tuz tüketimi, mide kanseri ve hipertansiyon ile ilişkilendirilmiştir. İdeal <a href="http://www.aidsdernegi.org/"title="sağlık" >sağlık</a> için hiçbir yiyeceğe tuz eklenmemesini tavsiye ediyo­rum. Ünlü DASH araştırması, Amerikalıların ihtiyaçları olan­dan beş-on kat fazla sodyum tükettiklerini ve bunun zaman içinde tansiyonu artırma etkisi bulunduğunu belirtmektedir. Şu anda tansiyonunuzun yüksek olmaması ileride de olmaya­cağı anlamına gelmez. Yıllar boyunca çok fazla tuz yemeye devam ederseniz gelecekte kan basıncınızın (tansiyonun) yük­sek olması büyük olasılıktır.</p>
<p>Tuz ayrıca <a href="http://www.<a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/aids/"title="AIDS" >aids</a>dernegi.org/idararin-olusumu/&#8221;title=&#8221;idrar nasıl oluşur&#8221; >idrar</a>da bulunan kalsiyumu ve diğer az miktarda bulunan mineralleri de kendine çeker ve bu da osteoporoza katkıda bulunan nedenlerden biridir.” Yüksek sodyum alımı kalp krizlerinden dolayı ölümlerin de artmasına neden olur. Saygı duyulan tıbbi bir yayın olan The Lancefde yakın zaman önce yayımlanan bir deneyde, sodyum alımı ve <a href="http://www.aidsdernegi.org/asi-nedir/"title="aşı" >aşı</a>rı kilolu erkeklerdeki ölüm oranı arasında korkutucu bir korelasyon olduğu bulunmuştur.20 Araştırmacılar şu sonucu çıkarmışlar­dır: “Yüksek sodyum alımı, yüksek kan basıncı da dahil olmak üzere diğer kardiyovasküler risk faktörlerinden bağımsız ola­rak ölüm ve koroner kalp hastalığının belirleyicisidir. Bu so­nuçlar, yetişkin nüfusta tuz alımının zararlı etkileri olduğunu net bir şekilde kanıtlamaktadır.”</p>
<p>Bunun anlamı, kan başmandaki etkilerinden bağımsız olarak tuzun önemli zararlı etkilere neden olduğudur. Ayrıca, plateletlerin (pıhtılaşmaya yardımcı olan kan elemanı, trom-bosit) pıhtılaşmaya eğilimini artırması da çok olasıdır. Kişi­lerin yiyeceklere tuz eklemeye direnmesini ve tuzsuz çorba ve yiyecek konserveleri almalarını öneriyorum. Tuzun çoğu işlen­miş yiyeceklerden, ekmek ve konserve ürünlerden geldiğin­den, fazla sodyum alımının önlenmesinin o kadar da güç olmadığını düşünüyorum.</p>
<p>Bunu belirttikten sonra, eğer yiyeceklerinize tuz eklemeyi arzuluyorsanız bunu yiyecek masaya geldikten sonra onu yemeye hazır olduğunuzda yapın. Eğer tuz yiyeceğin yüze­yinde olursa, tadı daha tuzlu gelecektir. Eğer sebze ve çor­balara pişerken tuz atarsanız, çok tuz ektiğiniz halde yine de tuzun tadını alamayabilirsiniz. Hazır çorba karışımının hoş tuzlu bir tadı vardır ve salatalara ya da yiyeceklere serpilebilir. Yemeğinizi lezzetlendirmek için otları, baharatları, limonu, sirkeyi ya da diğer tuzsuz sosları kullanın. Ketçap, hardal, soya sosu, teriyaki sosu ve çeşni gibi tatlandırıcılar sodyum açısından çok zengindir; eğer onları kullanmamaya dayanamıyorsanız seyrek olarak az sodyumlu çeşitlerini kullanın.</p>
<p>İdeal olarak bütün yiyeceklerinizde kalori başına 1 mg.den daha az tuz bulunmalıdır. Doğal yiyeceklerde kalori başına yarım miligram tuz bulunur. Bir yiyeceğin etiketinde 100 kalori olduğu, ama 400 mg. tuz içerdiği yazıyorsa, çok tuzlu bir yiyecek demektir. Eğer 100 kalori ve 100 mg.den az tuz varsa, fazladan tuz eklenmiş olma ihtimali az bir yiyecektir ve <a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/beslenme/"title="beslenme" >beslenme</a>niz açısından uygundur. 100 kalori için 200 mg.dan fazla tuz içeren yiyecekleri nadiren kullanmaya gayret edin. Bu çerçevede hareket ettiğinizde, günlük tuz alımınızı 1000 mg. civarında ya da altında tutmanız mümkün olmalıdır.</p>
<p>Eğer tuz kullanmazsanız, tat duyunuz zaman içinde uyum sağlar ve tuz tadına olan duyarlılığınız artar. <a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/diyet-fitnes-zayiflama-kilo-verme-sismanlik/"title="diyet" >Diyet</a>inizde çok fazla tuz kullandığınızda, tuz tadına olan duyarlılığınız azalır ve çokça sos ve baharat eklemedikçe yemeğiniz size tatsız gelir. DASH araştırması da benim senelerdir belirttiğim bir olayı <a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/goz-sagligi-goz-hastaliklari-gozluk-lens-goz-ameliyati-lazer/"title="göz" >göz</a>lemlemiştir: Kişinin tuza doymuş tat duyusunun düşük sodyum seviyesine alışması zaman almaktadır. Eğer benim tavsiyelerimi sıkı bir şekilde, ödün vermeden uygu­larsanız ve bütün işlenmiş yiyeceklerden ya da çok tuzlu ürün­lerden kaçınırsanız, meyve ve sebzelerdeki farklı tatları ayırt etme ve bunların keyfini çıkarma yeteneğiniz de gelişecektir.</p>
<p><strong><br />
Anahtar Kelimeler:</strong><br />
Tuz ne kadar yenmeli,fazla tuz yemek zararlı mıdır,tuz kilo aldırır mı,yemeklerde tuzu ne kadar kullanmalıyız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aidsdernegi.org/tuz-ne-kadar-yenmeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vejetaryen beslenme bunamaya neden oluyor</title>
		<link>http://www.aidsdernegi.org/vejetaryen-beslenme-bunamaya-neden-oluyor/</link>
		<comments>http://www.aidsdernegi.org/vejetaryen-beslenme-bunamaya-neden-oluyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Feb 2010 12:21:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mehmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aidsdernegi.org/?p=1831</guid>
		<description><![CDATA[Sadece İngiltere’nin değil dünyanın en önde gelen üniversitelerinden Oxford Üniversitesi, vejetaryenleri uyarıyor. Bilim adamlarının 61 ile 87 yaş arası 107 kişi üzerinde yaptığı bir araştırmada, vejetaryen  olan insanlarda erken bunama, sinir sisteminde bozukluklar ve kansızlık gibi ciddi hastalıklara çok daha sıklıkla rastlandığı ve bu durumun da B12 vitamini eksikliğinden kaynaklandığı belirlendi.
Aynı zamanda beynin gelişimde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sadece İngiltere’nin değil dünyanın en önde gelen üniversitelerinden Oxford Üniversitesi, vejetaryenleri uyarıyor. Bilim adamlarının 61 ile 87 yaş arası 107 kişi üzerinde yaptığı bir araştırmada, vejetaryen  olan insanlarda erken bunama, sinir sisteminde bozukluklar ve kansızlık gibi ciddi <a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/hastaliklar-ve-tedavileri/"title="hastalıklar" >hastalıklar</a>a çok daha sıklıkla rastlandığı ve bu durumun da B12 vitamini eksikliğinden kaynaklandığı belirlendi.</p>
<p>Aynı zamanda beynin gelişimde çok etkin rol oynayan B12 vitamini vücutta üretilmediğinden, dışarıdan alınması gerekiyor. Ve en çok hayvansal gıdalarda bulunan B12 vitamini eksikliği görülenlerde erken yaşta bunama da daha çabuk ortaya çıkıyor. Üniversite uzmanları çarpıcı sonuçlara ulaştıkları araştırma kapsamında fiziksel testler ve beyin taramaları yaptı. Sonuç olarak da hayvansal gıdaları almayanlarda yani vejetaryenlerde beynin çok fazla zarar gördüğü tespit edildi. Uzmanlar, özellikle gelişim çağındaki gençlerin hayvansal gıdaları yeteri kadar tüketmesi konusunda uyarıda bulundu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aidsdernegi.org/vejetaryen-beslenme-bunamaya-neden-oluyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ekmekte hijyen eksikliği sağlığımızı tehdit ediyor</title>
		<link>http://www.aidsdernegi.org/ekmekte-hijyen-eksikligi-sagligimizi-tehdit-ediyor/</link>
		<comments>http://www.aidsdernegi.org/ekmekte-hijyen-eksikligi-sagligimizi-tehdit-ediyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Feb 2010 12:19:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mehmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aidsdernegi.org/?p=1827</guid>
		<description><![CDATA[Ekmeğin üretiminden tüketimine kadar olan zincirde hijyen kurallarına uyulmamasının, başta boğaz enfeksiyonları olmak üzere, ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ekmeğin üretiminden tüketimine kadar olan zincirde hijyen kurallarına uyulmamasının, başta boğaz enfeksiyonları olmak üzere, <a href="http://www.<a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/aids/"title="AIDS" >aids</a>dernegi.org/tifo/&#8221;title=&#8221;tifo&#8221; >tifo</a> ve dizanteri  gibi çok sayıda hastalığa yol açabileceği bildirildi. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ferdi Tanır, Yüksek teknoloji kullanmak ekmeği <a href="http://www.aidsdernegi.org/"title="sağlık" >sağlık</a>lı yapmaz. Önemli olan, üretim aşamasından, satışına ve tüketime kadar olan süreçte hijyenin korunması. Ekmek hamur karıcısından tutun pişiricisine kadar el değmeden hazırlanmalı” şeklinde konuşt</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aidsdernegi.org/ekmekte-hijyen-eksikligi-sagligimizi-tehdit-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akıllı beslenmenin matematiği</title>
		<link>http://www.aidsdernegi.org/akilli-beslenmenin-matematigi/</link>
		<comments>http://www.aidsdernegi.org/akilli-beslenmenin-matematigi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Feb 2010 12:18:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mehmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aidsdernegi.org/?p=1821</guid>
		<description><![CDATA[Gazetelerden kesip buzdolabına astığınız bütün “kibrit kutusu kadar” reçetelerini çöpe atın! Prof. Dr. Kenan Demirkol, A’dan Z’ye akıllı beslenmenin matematiğini anlatıyor… Şeker, vücudumuzu, demir paslanır gibi paslandırıyor, eskitiyor; çocuklarımızın hücrelerini 12 yaşında yaşlandırıyor. Şekeri, gıda sanayisinden söküp atmak zor ama işe evlerimizin kapısından başlayabiliriz!
Prof. Dr. Kenan Demirkol genel cerrah. Muayenehanesinin kapısında “Prof.” yazmıyor. “Ben üniversitede [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gazetelerden kesip buzdolabına astığınız bütün “kibrit kutusu kadar” reçetelerini çöpe atın! Prof. Dr. Kenan Demirkol, A’dan Z’ye akıllı <a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/beslenme/"title="beslenme" >beslenme</a>nin matematiğini anlatıyor… Şeker, vücudumuzu, demir paslanır gibi paslandırıyor, eskitiyor; çocuklarımızın hücrelerini 12 y<a href="http://www.aidsdernegi.org/asi-nedir/"title="aşı" >aşı</a>nda yaşlandırıyor. Şekeri, gıda sanayisinden söküp atmak zor ama işe evlerimizin kapısından başlayabiliriz!</p>
<p>Prof. Dr. Kenan Demirkol genel cerrah. Muayenehanesinin kapısında “Prof.” yazmıyor. “Ben üniversitede hocayım, burada hekim” diyor. Söz bir ara “kronometreli doktorlara” geldiğinde, yani 15 dakika muayene süresini aşınca ikinci vizite ücretini alanlara çok şaşırdı. Çünkü kendisi saat takmıyor, “dalgınlıkla saatime bakar da hastayı tedirgin ederim” diye. Uzmanlık alanı, beslenmeyle yakından ilgili olan sindirim sistemi <a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/organlar/"title="organlar" >organlar</a>ı. Ancak Demirkol bir “akıllı beslenme” uzmanı. Bunu bir insanın tüm bedenine ilişkin olduğu kadar, siyasi ve toplumsal boyutlarıyla da ele alıyor. Peki beslenme nedir? İlk aklımıza gelen, şişmanlık-zayıflık. Özellikle kadınlarda modasına göre sıfır bedenle, 90-60-90 arasında değişen ölçülerde olmak ya da olmamak. Doğru mudur? “Kibrit kutusu kadar” reçetelerini bir yana bırakıp, Demirkol’a: “Neden düşmandır şu ünlü üç beyaz?” diye sorduk. O, şekerle başladı.</p>
<p>“Şeker tüketimiyle <a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/hastaliklar-ve-tedavileri/"title="hastalık" >hastalık</a> artış eğrisi paralel”<br />
Kısmen ya da tümüyle beslenme alışkanlıkları sonucu oluşan kronik, aslında önlenebilir <a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/hastaliklar-ve-tedavileri/"title="hastalıklar" >hastalıklar</a>, çok büyük bir toplum sağlığı sorunu haline gelmiştir. ABD’de 20 yaş üstü erişkinlerin yüzde 65′i ya şişman ya daha da ileri aşamada. 64 milyon insanın koroner kalp hastalığı, 11 milyon insanın şeker hastalığı, 37 milyonun kolesterol yüksekliği vardır. Ülkemizde kalp hastalığı sıklığı bu boyuta henüz gelmemiş <a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/goz-sagligi-goz-hastaliklari-gozluk-lens-goz-ameliyati-lazer/"title="göz" >göz</a>ükse bile, şeker hastası sayısının dört milyon olduğu göz önünde bulundurulursa, yakın zamanda vahim bir tablo ile karşı karşıya kalacağımız açıktır.</p>
<p>Ne zaman ki şeker pancarından şeker üretilmesi Avrupa’da ortaya çıktı, soğuk iklimlerde de şekere dönüşebilecek bir besin maddesi keşfedildi, toplumların şeker tüketimi arttı. Toplumların şeker tüketiminin artış eğrisiyle, hastalıkların artış eğrisi bire bir örtüşüyor. Çünkü; şeker sadece kalorisiyle, şişmanlatıcı etkisiyle zarar vermiyor, doğrudan kimyasal yapısıyla da çok tehlikeli. “Şeker yiyeyim oradan aldığım kaloriyi başka yerden kısarım” demek çok yanlış. İnsan vücudunun şeker almasına gereksinim yoktur.</p>
<p>“12 yaşında yaşlandırıyor”<br />
- Çocukların enerjiye ihtiyacı var diye belli miktarlarda yemeleri doğru değil mi?<br />
- Asla doğru değil.<br />
- Peki enerji ihtiyacımızı nasıl karşılayacağız?<br />
- Taş devri döneminde insanlar hayvan avlar ve bitki toplar. Şeker sadece meyvede var. Meyve esas olarak bir kültür bitkisi. Doğal ortam sebze ağırlıklıdır. İnsan eli ne kadar fazla değmişse bir gıda maddesine, o oranda olumsuzlaşıyor. O dönemde, insanların kan şekeri 60 dolayındaymış. Bu devirlere geldikçe şekerle tanışıyor ve alışkanlıkları değişiyor. Dolayısıyla ortalama kan şekeri de değişiyor. Şimdi 100′lerdeyiz, 120′de şeker hastalığı. Biliyorsunuz şimdi şeker hastalığı iki türlü. Bir <a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/dogum/"title="doğum" >doğum</a>sal genetik özelliklerle alakalı tip 1 diabet. Bir de edimsel tip 2 diabet. Pankreas organının artık yeterince insülin üretememesiyle ortaya çıkar. Yaşlanma süreci olarak kabul edilir. 60′lı yaşlarda görülmesi beklenir. Ama şu anda 12 yaşındaki çocuklarda tip 2 diabet var. <a href="http://www.aidsdernegi.org/"title="sağlık" >Sağlık</a>lı beslenmede şekerin hiç yeri yok. Tamamen bir damak alışkanlığıdır.</p>
<p>“Kanser hücresi de şekerle besleniyor”<br />
- Ama, beyin sadece glikozla beslenmiyor mu?<br />
- Doğru. Ancak, bu glikozu her türlü karbonhidrat içeren bitkiden vücut elde ediyor. Kanser hücresi de şekerle besleniyor. Özellikle kemoterapi gören asla şeker yememeli.</p>
<p>Şeker pancarından veya şeker kamışından elde ettiğimiz şeker ’sakaroz’, iki ayrı molekülden oluşan bir birleşik moleküldür. Sakarozu biz yer yemez vücudumuzda glikoz ve fruktoza ayrışır. Glikoz kan şekerimizin de adıdır. Hemen kana karışır ve kan şekerini yükseltir. Vücudumuz şekerin zararlı olduğunu bildiği için korkudan hemen insülin salgılar. Çok fazla miktarda şeker yemişsek, gereğinden fazla insülin salgılanır. İnsülin o şekeri hemen alır vücudun bir enerji açığı varsa kısmen enerjiye dönüştürür. Ama insan vücudu çok tasarruflu bir biyolojik bünye. Çok az enerjiyle çok işler yapabilir. Mutlaka yediğiniz şekerde bir fazlalık olacaktır. Bu fazla şeker, insülin aracılığı ile ya kas ve karaciğerdeki şeker depolarına götürülecek ki, vücudumuzun şeker deposu 120 gram kadardır. Orası da sürekli doludur, hiç boş kalmıyoruz çünkü. İnsülin bu şekeri alacak ve yağa dönüştürecek. Dolayısıyla sizin yediğiniz şeker vücudun değişik bölgelerinde yağlanmalara sebep olacak. İnsülin salgılandığı için bir de tokluk hormonu salgılanır. Hiç olmazsa şekerin glikoz bölümü bir derecede tokluk yarattığı için daha fazla şeker yemenizin de önüne geçmiş olur.</p>
<p>Şekerin ikinci bölümü olan fruktoz; çok az oranda insülin salgılatır. Dolayısıyla sınırsızca yiyebiliriz. Fruktoz günde 15 gram kadar vücudumuzda metabolize edilebiliyor. Değişik kimyasal süreçlerin içine katılabiliyor. Bu da 30 gram şekerdir. Günde bundan fazla yenirse karaciğerde trigliserite dönüşür. Trigliserit kan yağıdır. Bu hem karaciğer yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de vücudumuzun yağlanmasına yol açar. Bugün Amerika’da alkole bağlı sirozdan daha çok, karaciğer yağlanmasına dayalı sirozdan karaciğer nakli gereksinimi duyuluyor.</p>
<p>“Meyve yiyorsan, şeker yeme”<br />
- Yiyeceklere ve içeceklere bunu tercüme edersek.<br />
- Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır. İnsanoğlunun 200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki çok aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir matematik yapmak zorundayız. Elbette, meyveden elde etmiş olduğumuz bir takım vitamin ve antioksidanları da feda etmiş oluyoruz.<br />
- Meyvelerin şeker oranları farklı değil mi?<br />
- İncir ve muz en çok şeker içerenler. Ama onun dışındaki meyveler aşağı yukarı aynı.<br />
- Okuyucularımız söyleşimizden sonra bir reçete çıkartabilirler mi? Bunu yemeyeceğim, şunu yemeliyim diyebilir mi? Bu sistemin içindeyken, nasıl başaracaklar bunu?</p>
<p>“Hayvanlara yaptığımız…”<br />
- Ben kendim yapmadığım şeyleri topluma anlatamam. Ben böyle ve de çok keyifli yaşıyorum. Sunulanlar içinde sağlıklı beslenmeyi bir şekilde yapmak mümkün.<br />
- Aslında hayvanlar yapabildiklerine göre.<br />
- Hayvanlar yapamıyor bu işi, Çünkü; hayvanları biz besliyoruz. Tıkıyoruz ahırlara “şunu yiyeceksin” diye hayvanlara hayvanlık yapıyoruz.<br />
- Oysa tavuklar bütün gün eşelenir durur, ihtiyacı olanı seçer yerdi. Filler örneğin hastalandığı zaman belli ağacın yapraklarını gider yermiş ilaç niyetine.<br />
- Evet bu tüm hayvan aleminde var. Kaliforniya Valisi bütün o rambo görüntüsüyle Amerika’da en aklı başında valilerden biri oldu. İki büyük atılımı oldu. Bir tanesi; okullarda meşrubat satışını yasakladı. İki; patates cipsinin üzerinde, “öldürücüdür” yazısı konuyor.</p>
<p>Amerika’nın mısırını tüketeceğiz diye…<br />
- Cips deyince öteki düşmana mı geçiyoruz?<br />
- Yok, bir konu daha var. Son yıllarda yeni akım mısırdan şeker elde etmek. 1920′li yıllarda Amerikan başkanı “benim köylüm mısırdan kalkınacak” fetvasında bulundu. Gerçekten de çok büyük teşvikler verildi. Göz alabildiğince mısır ekildi. Dünya mısır ekiminin yüzde 40′ı Amerika’dadır. Bunu sadece hayvan yemi yaparak ya da başka yollarda tüketemeyince değerlendirme yolları arandı. Japonlar mısırdan şeker elde etmeyi keşfetti. Amerika hemen balıklama atladı bu yöntemin üzerine. Artık şeker endüstriyel. Sıvı olduğu için paketlenip satılamaz. Ama her türlü dondurma, meşrubat, şerbette kullanılıyor. Bakıyorsunuz şimdi baklavacı artık şerbetini kendisi yapıp dökmüyor. Kartal’dan fabrikadan hazır fruktoz şerbeti geliyor.</p>
<p>Kolesterol düşmanlığı<br />
- Ama bunun daha sağlıklı olduğu yazılıp çiziliyor.<br />
- Maalesef. Şimdi bilgi çağındayız ya! Bence bilgiye ulaşmanın en zor olduğu çağdayız. Çünkü ekonomik kazanç kaygısı her türlü bilginin üzerine binmiş durumda. O kadar büyük bir rant var ki, gerçeğe ulaşmanın en zor olduğu dönemi yaşıyoruz.</p>
<p>Biraz önce dediğimiz gibi 15 gramdan fazla fruktoz yağa dönüşüyor ve bizi hasta ediyor. Nasıl demir paslanınca eskir, bu paslanmanın bilimsel adı oksitlenmedir. Vücudumuzdaki hücreler de oksitlenir ve yaşlanır. Birtakım gıdalarla oksitleyici, bir de bunu engelleyici maddeler alırız. Örneğin üzüm çekirdeği. Gerçekten bu sistem bizim organizmamızın yaşlanmasını belirleyen, hastalanmasını, kanser gelişimini belirleyen ana faktör. Bakın bir kolesterol furyası aldı gidiyor. Kolesterol <a href="http://www.<a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/aids/"title="AIDS" >aids</a>dernegi.org/anne-sutu-<a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/bebek/"title="bebek" >bebek</a>leri-daha-zeki-yapiyor/&#8221;title=&#8221;" >anne sütü</a>nde, yeni bir hayatın doğması için ana nesne olan yumurtada bolca var. Demek ki insan hayatının gelişme döneminde inanılmaz gereksinim var. Bakıyorsunuz kolesterol düşmanlığı sarmış ortalığı.</p>
<p>“Kolesterol masum, biz suçluyuz”<br />
- Kolesterolün ölçüsü de zaman zaman değişiyor. Bunun modası olur mu?<br />
- Bakıyorsunuz LDL 130′a kadar normalde. Üç sene sonra 100, şimdi de 60 olsun diyorlar. Yakında sıfıra indirecekler. Aslında, kolesterol masum. Bizler suçluyuz. Fruktozu yani tatlı şekeri yiyerek oluşturduğumuz trigliseritler, kolesterolün oksitlenmesine sebep oluyor . Yağsız kuzu şiş yediğinizi varsayalım, yanında da meyve suyu içiyorsunuz. Sadece kuzu şişi yeseniz bir zararı yok, ama kırmızı etten aldığınız kolesterolü, meşrubattan aldığınız şeker trigliserite dönerek oksitlediğiniz için damar sertliği oluşuyor. Biz insanlara “kardeşim kolesterol zararlı değil. Ama oksitlenmesine izin verme” diyeceğimize, ilaç firmaları kolesterolü düşürecek ilaç keşfediyor. Biz masum olanı indiriyoruz. Eğer oksitleyici maddeleri düşüremiyorsak, oksitlenen maddeleri azaltalım. Ama esas insan mantığı ne diyor? Oksitleyen maddeleri azalt.</p>
<p>Yine oksitleyici bir madde, damar sertliği yapan doymuş yağ asidi. Bu madde yapay beslenen hayvanların sütünde var, depo yağlarında var. Ama bizim ineğimiz merada otlasa, doğru beslense doymuş yağ asidi sütte ve hayvansal yağda sıfır olacak. Dolayısıyla kolesterol oksitlenmemiş olacak.</p>
<p>Antep yuvalamasının faydaları<br />
- Peki bu mümkün mü? Merada otlayan inek, otlayacak da, süt yapacak da kaç kişiyi besleyecek? Fiyatı yükseltmez mi tüm bunlar?<br />
- Çok güzel bir noktaya değindiniz. Yıllardır hep böyle aldatılıyoruz. “Dünya nüfusu aç. Dünyayı besleyebilmemiz için yapay gübreye, yapay yeme ihtiyacımız var.” Hayvansal proteini, tek kaynak olarak görürseniz haklısınız. Ama insan ekmek yerken bile protein almış oluyor. Hububat, baklagillerde bile protein var. Şimdi doktorlar bunu okur okumaz itiraz ederler. Derler ki “Esansiyel amino asitler vardır”. Yani hayvansal gıdada var olan, vücudun üretemediği mutlaka dışardan alınması gereken bazı protein yapı taşları, amino asitler vardır. Örneğin; mercimekli bulgur pilavı yaptığınızda bulgurda eksik olanı mercimekten, mercimekte eksik olanı bulgurdan alıyorsunuz. Anakız diye bir yemek varmış, ben de yeni gördüm, bulgurdan yapılan küçük köftecikler nohutla birlikte pişiriliyor.</p>
<p>- Antep yöresinin yuvalaması gibi..<br />
- Bir baklagil ve bir hububat. Birbirinin eksiklerini tamamlıyorlar. Tam ete eşdeğer protein almış oluyorsunuz. Makro nutrientler yağ, protein ve karbonhidrattır. Mikro nutrientler ise vitaminler, mineraller, enzimlerdir. Bizim süte kalsiyum açısından ihtiyacımız var. Eğer merada otlayan bir hayvanın sütüyse içinde bulunan Omega-3′e ihtiyacımız var. Türkiye’de biliyorsunuz gençlerde inanılmaz bir <a href="http://www.aidsdernegi.org/demir-eksikligi-zekayi-bile-etkiliyor/"title="" >demir eksikliği</a> var. Kırmızı et doğadaki en önemli demir kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az özümsenebilmektedir. Dana eti bir demir kaynağıdır, protein kaynağı değildir. Ben proteinimi bulgurdan, baklagillerden alıyorum zaten. Ama yapay yem üreticileri “biz dünyayı nasıl doyuracağız” yalanıyla kandırarak hayvancılığı katlettiler. Hayvanları meralardan ahırlara çektiler ve bugün her ahır hayvanı şeker hastası. Çünkü neyle besleniyor, pancar küspesiyle, yapay protein yemleriyle, patatesle ve mısırla besleniyor. Hızla kan şekerini yükselten, hayvanın yağlanmasına yol açan ve hayvanın şeker hastası olmasına yol açan bir beslenme şekli.</p>
<p>İnek ne yemeli?<br />
Doğal beslenen ineğin sütünde Omega-3 vardır, yapay beslenende hiç yoktur . Doğal beslenen ineğin sütünde damar sertliği yapıcı doymuş yağ asidi yoktur, yapayda vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün oksitlenmesine yol açar. Doğal beslenen ineğin sütünde dünyanın bugüne kadar bildiği en büyük antioksidan olan alfaminolimik asit vardır. Bu maddeyi tüketen kadınlarda meme kanseri yüzde 40 daha az görülmektedir. Yapay beslenen ineğin sütünde bu hiç yoktur. Yine merada beslenen ineğin sütünde insüline benzer büyüme hormonu vardır. Bu gençlik aşısıdır, bütün hücrelerin kendisini yenilemesini sağlayan maddedir. Duymuşsunuzdur kırsal alanda 100 yaşını aşmış bazı insanlarda ikinci kalıcı <a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/agiz-ve-dis-sagligi/"title="diş" >diş</a>ler düşer ve onun yerine üçüncü dişler çıkar. İşte bu doğal sütün eseridir. Doğal sütün maliyetinin çok pahalı olduğu söylenir ama batıda ekolojik hayvancılığın sonucu elde edilen süt ile konvansiyonel üretilen sütün maliyeti arasındaki fark yüzde 10-15′i geçmiyor.</p>
<p>Ne Türkiye yasalarında ekolojik hayvancılıkla barışığım, ne de AB’dekiyle. Ekolojik hayvancılık denince akla “ekolojik tarım sonucu elde edilmiş ürünlerle hayvanın beslenmesi” geliyor. Affedersiniz ama 2000 yıl önce hayvan nerden patatesi buldu da yedi, ya da pancarı. İneğin normal beslenmesinde pancarın, mısırın ve patatesin yeri var mı? Yok.</p>
<p>- Demek Amerika’dakilerin varmış.<br />
Orada da yok. İster ekolojik tarımla, ister normal tarımla elde edilmiş olsun hayvana pancar verilmesi yanlış. Zaten hayvanın sütünün kötü olmasının sebebi hayvanın, karbonhidratı zengin, onu yağlandıran tarzda, mısırla beslenmiş olması. O yüzden ekolojik hayvancılık dediğimizde yasalarımızın buna göre organize olması gerekiyor. Tanımlamamız gereken, türe özgü beslenme. Bir inek nasıl beslenir doğada? Öyle beslersek ineğin sağlıklı olmasını sağlarız. Dolayısıyla verdiği ürünün de insanlara sağlıklı olmasını sağlarız. Bütün doğada kendiliğinden yetişen yeşillikler Omega-3 ağırlıklı yağ içerir. İnsanların eliyle ekilenler Omega-6 içerir.</p>
<p>Hamsiyi hangi yağda kızartacağız<br />
- Ne fark var arasında?<br />
- İnsan vücudunun her hücresinde hücre zarı vardır. Bu hücre zarı lipo protein katmanla sarılı. Yani bir yağ bir de protein. Bu hücre zarındaki yağ ana madde olarak Omega-3′tür. Tek tük Omega-6 da içerir. Biz yeşillikten uzaklaştıkça ve hayvanımızı da yeşillikten uzaklaştırdıkça elimizde tek bir Omega-3 kaynağı kaldı. O da doğal deniz balığı; kültür balığı değil. Halbuki insanın her gün 1 gram Omega-3 alması gerekiyor. Omega-6 yağ asitleri ile Omega-3 yağ asitleri vücudumuzda aynı enzimlerle metabolize edilir. Biz ayçiçeği yağı, soya yağı gibi yağlarla beslenip çok Omega-6 aldığımız için artık Omega-3′e enzim kalmıyor. Diyelim ki hamsiyi ayçiçeği yağında kızarttık, o hamsiden artık bize fayda gelmiyor.</p>
<p>Bütün yağlar, yağ asitlerinin karışımıdır. Onlar da 3′e ayrılır. Doymuş yağ asitleri, tekli doymamış yağ asitleri, çoklu doymamış yağ asitleri. Çoklu doymamış yağ asitleri ikiye bölünür, onlar da Omega-3 ve Omega-6′dır. Bundan 40-45 yıl öncesi Omega-6 kolesterolü düşürüyor diye tüm topluma söyledik. Ayçiçeği ve mısırözü yağlarını tükettirdik. Fakat sonra anladık ki bu yağlar iyi kolesterolü de, kötü kolesterolü düşürdüğü oranda düşürüyor. Bizim kolesterol açısından sağlıklı olmamızdaki unsur iyi ve kötü arasındaki dengedir. İkisini birden düşürürse denge bozulmamış olduğundan herhangi bir iyilik elde etmiş olmuyoruz.</p>
<p>Depresyonun çaresi<br />
- İkisi arasında denge mi, fark mı önemli?<br />
- Oran önemli. Omega-6′yı o kadar fazla alıyoruz ki, almış olduğumuz azıcık Omega-3′ü de değerlendirmeden vücuttan hemen atıyoruz. Omega-3 olmayınca hücre duvarına veremiyorsunuz. Hücre duvarı da Omega-3′ten oluşuyor. Vücut da asıl malzemeyi bulamadığı zaman gecekondu yapar gibi ne bulursa onla hücreyi onarıyor. Omega-3 yerine, Omega-6 yağ asidi olan araşidonik asidi kullanıyor. Ama bu asit bütün stres komalarının hammaddesi. Gecekondunuzu el bombasıyla örmüş oldunuz. Dışarıdan biri taş atsa havaya uçacak.</p>
<p>- Ama o zaman da ben size stres ilaçları satacağım.<br />
- Tabii. Omega-3′ten zengin beslenen toplumlarda depresyon çok az oranda görülüyor. Zihinsel performans artıyor. Beynimizdeki toplam yağ asidinin yarısı Omega-3 olmak zorunda. Ama biz vücudumuza bunu sunamıyoruz.</p>
<p>Çay ve zeka<br />
- Beslenmeyle doğrudan ilişkili öyle mi?<br />
- Aynı şey mesela demir için de geçerli. Zamanında Türkiye’nin yarısı aptaldır lafı çok tepki yarattı. Bunu bu şekilde ifade etmek hoş olmadı, ama Türkiye’nin yarısında demir eksikliği, kansızlığı var. Demir eksikliği zihinsel eksiklik yaratır. Sonuçta demir üstünden düşünürsek Aziz Nesin haklıydı.</p>
<p>Türkiye’de çay tüketiminin de buna katkısı var. Demirin emilimini olumsuz yönde etkiliyor. Ama diğer taraftan çay iyi bir anti oksidan.</p>
<p>“Çayı şekersiz için!”<br />
- Yemekten hemen sonra çay içme adetimiz var. Doğru mu?<br />
- Şekerle içmediğiniz takdirde hiçbir zararı yok. Yemekten hemen sonra çay içilebilir.<br />
- Demirin emilimini engellediği için iki saat sonra içmek gerektiği söyleniyor.<br />
- Üç saat. Ben tekrar Omega-3′e dönmek istiyorum. Çünkü hayati bir olay. Omega-3′ün eksikliği insanları şeker hastalığına itiyor. Damarların sertleşmesine yol açıyor. Pıhtılaşabilirlik oranın artmasına, dolayısıyla kalp damarının veya beyin damarının pıhtıyla tıkanıp “inme” veya “enfarktüs” olmasına yol açıyor. Bir yandan Omega-3 kaynaklarımız çok azaldı Toplum olarak zaten balığı çok az tüketiyoruz. Omega-6′yı çok tükettiğimiz için Omega-3′ün yolunu kesiyoruz. Artık kesin olarak biliyoruz ki, ayçiçeği ve soya yağı kansere sebep olabiliyor. <a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/akciger-hastaliklari/"title="akciğer" >Akciğer</a> kanseri, meme kanseri, kalın bağırsak kanseri, şeker hastalığının oluşumunu kolaylaştırıyor.</p>
<p>- Ayçiçeği de bir bitki. Neden zararlı? Kimyasal yapısından dolayı mı, üretim hatasından mı?<br />
- Kimyasal yapısından. Kültür bitkisidir. Omega-6 yağ asidi içerdiği için. Mesela zeytinyağı Omega-9 yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve Omega-3 ün emilimine hiçbir zararı yoktur. Ayrıca ayçiçeği yağının bir olumsuzluğu daha var. Pişirme esnasında maruz kaldığı ısıdan sonra birtakım yapay yağ asitlerine dönüşüyor. Biz bunlara trans yağ asitleri diyoruz. Bu yağ asitleri de yine kolesterolu oksitleyerek damar sertliği yapıyor. Diğer taraftan trans yağ asidi beyindeki sinir kılıflarına girerek beyindeki iletiyi bozuyor ve parkinson, alzheimer gibi hastalıklara sebep oluyor.</p>
<p>“Annemin yemekleri başkaydı”<br />
- Acaba “tadı güzel” dediklerimiz bize dışarıdan dayatılan bir kavram mı? Güzel nedir?<br />
- Eşinizle ilk evlendiğinizde yemek yaptığınız zaman size itiraz etmedi mi, “benim annem böyle yapıyor” diye?<br />
- Ben güzel yemek yaparım.<br />
- Ona rağmen itiraz etti. İnsan çocukluğundan alıştığı damak tadını arıyor. Belki dünyanın en kötü aşçısı annesi, ama insan neye alıştıysa onu arıyor.<br />
- Eski çağlardan bu yana insana dair güzel-çirkin kavramı bile ne kadar çok değişmiş. Biz ona böyle bir değer yüklediğimiz için güzel oluyor. Toplumda da dayatılan değerler var. Kola ya da hamburger için “bak bu güzeldir” deniyor çocuklara.<br />
- Ben o yüzden üniversitelerde konferans vermeyi tercih ediyorum. Çünkü onlar yakın zamanda anne baba adaylarıdır.</p>
<p>“Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır. İnsanoğlunun 200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki çok aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir matematik yapmak zorundayız. Elbette, meyveden elde etmiş olduğumuz birtakım vitamin ve antioksidanları da feda etmiş oluyoruz.”</p>
<p>“Türkiye’de gençlerde inanılmaz bir demir eksikliği var. Kırmızı et doğadaki en önemli demir kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az özümsenebilmektedir. Dana eti bir demir kaynağıdır, protein kaynağı değildir. Ben proteinimi bulgurdan, baklagillerden alıyorum zaten.”</p>
<p>“Yapay yem üreticileri ‘biz dünyayı nasıl doyuracağız’ yalanıyla, hayvanları meralardan ahırlara çektiler ve bugün her ahır hayvanı şeker hastası. Çünkü pancar küspesiyle, yapay protein yemleriyle, patatesle ve mısırla besleniyor.</p>
<p>Doğal beslenen ineğin sütünde Omega-3 vardır, yapay beslenende hiç yoktur. Doğal beslenen ineğin sütünde damar sertliği yapıcı donmuş yağ asidi yoktur, yapayda vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün asitlenmesine yol açar.</p>
<p>Doğal beslenen ineğin sütünde dünyanın bugüne kadar bildiği en büyük antioksidan olan alfaminolimik asit vardır. Bu maddeyi tüketen kadınlarda meme kanseri yüzde 40 daha az görülmektedir. Yapay beslenen ineğin sütünde bu hiç yoktur. Duymuşsunuzdur kırsal alanda 100 yaşını aşmış bazı insanlarda ikinci kalıcı dişler düşer ve onun yerine üçüncü dişler çıkar. İşte bu doğal sütün eseridir. Doğal sütün maliyetinin çok pahalı olduğu söylenir ama aradaki fark yüzde 10-15′i geçmiyor.</p>
<p>Elimizde tek bir Omega-3 kaynağı kaldı. O da doğal deniz balığı; kültür balığı değil. Halbuki insan her gün 1gram Omega-3 alması gerekiyor. Diyelim ki hamsiyi ayçiçeği yağında kızarttık, o hamsiden artık bize fayda gelmiyor.</p>
<p>Zeytinyağı Omega-9 yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve Omega-3 ün emilimine hiçbir zararı yoktur. Ayrıca ayçiçeği yağının bir olumsuzluğu daha var. Pişirme esnasında maruz kaldığı ısıdan sonra birtakım yapay yağ asitlerine dönüşüyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aidsdernegi.org/akilli-beslenmenin-matematigi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gıdalardaki ‘E’ kodlarına dikkat edin</title>
		<link>http://www.aidsdernegi.org/gidalardaki-%e2%80%98e%e2%80%99-kodlarina-dikkat-edin/</link>
		<comments>http://www.aidsdernegi.org/gidalardaki-%e2%80%98e%e2%80%99-kodlarina-dikkat-edin/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Feb 2010 12:15:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mehmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aidsdernegi.org/?p=1818</guid>
		<description><![CDATA[Sigaranın ardından dünya çapında ‘E’ kodunu taşıyan yapay tatlandırıcı, renklendirici ve koruyucu maddelere karşı savaş başlıyor. Southampton Üniversitesi tarafından hazırlanan raporda, özellikle çocuklara yönelik şeker, pasta ve gazlı içecek gibi ürünlerde bol bol kullanılan ‘E’ kodlu katkı maddelerinin derhal yasaklanması gerektiği belirtildi.
Uzmanlar, ailelerin sigara için açılan tazminat davalarının benzerlerini bu katkı maddelerini kullanan gıda firmalarına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sigaranın ardından dünya çapında ‘E’ kodunu t<a href="http://www.aidsdernegi.org/asi-nedir/"title="aşı" >aşı</a>yan yapay tatlandırıcı, renklendirici ve koruyucu maddelere karşı savaş başlıyor. Southampton Üniversitesi tarafından hazırlanan raporda, özellikle çocuklara yönelik şeker, pasta ve gazlı içecek gibi ürünlerde bol bol kullanılan ‘E’ kodlu katkı maddelerinin derhal yasaklanması gerektiği belirtildi.</p>
<p>Uzmanlar, ailelerin sigara için açılan tazminat davalarının benzerlerini bu katkı maddelerini kullanan gıda firmalarına açabileceği uyarısı yaptı.</p>
<p>Hangi gıdada ne tehlike var?</p>
<p>- E102 (Bisküvi, tatlılar): Hiperaktivite, astım.</p>
<p>- E124 (İçecekler, bisküvi, tatlılar): <a href="http://www.<a href="http://www.aidsdernegi.org/kategori/aids/"title="AIDS" >aids</a>dernegi.org/alerji/&#8221;title=&#8221;" >Alerji</a>, tahammülsüzlük.</p>
<p>- E110 (dondurma, içecekler, tatlılar): Mide sorunları, alerji.</p>
<p>- E122 (jel tatlılar, hazır yemekler, bisküvi): Alerji, tahammülsüzlük.</p>
<p>- E104 (Tatlılar): Hiperaktivite, astım.</p>
<p>- E129 (Gazlı içecekler, kokteyl sosis): Aşırı duyarlılık.</p>
<p>- E211 (Gazlı içecekler, fırında hazırlanan gıdalar, lolipop): Hiperaktivite, astım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aidsdernegi.org/gidalardaki-%e2%80%98e%e2%80%99-kodlarina-dikkat-edin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

